Zincirleri Kırmak Vol. 2 – LGBTİ
Fotoğraf - Elvin Ruiz

Zincirleri Kırmak Vol. 2 – LGBTİ

Ön not; bu yazı LGBTİ nedir ne değildir sorusuna cevap getirmez.

Açılım olarak LGBTİ; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel/Travesti ve İnterseks anlamına gelir. Genelde eşcinsel hakları mücadelesinde kullanılan çatı kelimedir. Bu kelimelerin alt anlamları için kısa bir araştırma yapılması yeterlidir; her biri farklı cinsel yönelimi tanımlar. 

LGBTİ bireyler tarih öncesinden beri var, yakın tarihten beridir haklarını elde etmek için dünya genelinde çalışmalar sürdürüyorlar; ülkemizde basın bunları bazen “ilginç görüntüler” içerdiği için, bazen sadece haber olsun diye, pek nadiren de diğer ülkelerin gelişmişlik seviyesine çanak tutmak için yapıyor. Ülkemizde de son yıllarda LGBTİ yürüyüşleri, eylemleri yapılıyor. Çoğunlukla basına yansımasa da sosyal medya veya diğer haber kaynaklarından bu bilgiye ulaşabiliyoruz. 

Hayatımın her döneminde çevremde olup bitenleri gözlemlemeye çalıştım ve dış dünyaya kayıtsız şekilde hayatına devam eden biri olmamaya gayret ettim. Yaklaşık on yıl kadar önce Beyoğlu bölgesinde sürekli dışarıda gezdiğim bir iş yapmaya başladım, en çok o zaman -özellikle de travesti bireyler olmak üzere- farklı cinsel yönelimlere sahip insanlarla karşılaştım. Bunun bir seviye daha yukarıya taşınmasında Ekşi Sözlük ve onun benzeri platformlar da rol oynadı.

İlk zamanlardan beri LGBTİ bireylerle ilgili edindiğim her bilgi, beraberinde mutlaka şiddetle geldi. Yani bir sokakta her gece travesti bireylerin seks işçiliği yaptığını öğrendiğimde, ertesi gün aynı sokakta bir travestinin dövülerek öldürüldüğünü duydum; yetmedi yine aynı yerde aynı şeyin yaşandığını öğrendim. Trans bireylerin anlatıldığı bir klip var dediler; izlediğimde bir araba dolusu serseri tarafından saldırıya uğradıklarını gördüm. Çalıştığım bir şirketteki iki kişinin gey olduğu söylentisi çıktı, çok geçmeden işten atıldıklarını duydum. Kısacası ne zaman bir yerlerde travesti veya gey sözcükleri geçse orada şiddete ve baskıya maruz kalan insanlar gördüm.

Ancak yine Beyoğlu ara sokaklarından birindeki ağırlıklı lezbiyenlerin takıldığı barda hiç olay yaşandığına şahit olmadım. Pek nadiren basında veya sosyal medyada lezbiyenlerle ilgili haber niteliği taşıyan şeylere rastladım. -Örnekler elbette vardır.- olaya bu açıdan bakıldığında en çok şiddete ve baskıya maruz kalanların genelde Travesti/Transseksüel, biseksüel ve geyler olduğunu gözlemledim. 

Bu toplumun neden böyle bir ayrıma gittiğine bakmak gerek; altından çıkacak sonuç her ne kadar çok bilindik olacaksa da bunun farkına varmak hem heteroseksüel bireyler hem de LGBTİ bireyler açısından fikir verici olabilir. 

Bu durum genelde içinde yaşanılan toplumun genel ruh haliyle ilintili; ne kadar tahammülsüz ya da hastalıklı düşüncelere sahip insanlarla dolu olduğuyla ilişkili. Bu ülkede, -bizden daha kötü durumdaki Ortadoğu ülkeleri de dahil- asıl algı problemi bireyin travesti veya gey olmasıyla alakalı değil; farklı cinsel yönelimlere bakış açısının ön yargılı ve problemli olmasının bir çok sebebi var. Bir kaçından kısaca bahsetmek gerekirse klasik devlet modelinin “aile” kavramına ters düşmesi ve yaratmak istediği kullanışlı toplumun önüne set koyması başlıca nedenler arasında. Yine benzer nedenlerle bütün uhrevi dinlerde bu cinsel yönelimler “lanetli” statüsünde. Yani neredeyse insanlık tarihinin başından beri hakkında korkunç bir anti propaganda yürütülen farklı cinsel yönelimler mevzusunun günümüzde hala tabu olması hiç garip değil. Klasik devlet modelinden ve dini dogmalardan kurtulabilen avrupa ülkeleri ve onları takip eden süreçte aralarına katılan diğerleri nihayet bu baskı ve ötekileştirme döngüsünü kırmakta fakat ne yazık ki bizim ülkemiz için bunlardan hiçbirini söyleyebilmek mümkün değil. Giderek muhafazakarlaşan ve otoriterleşen toplum geyler ve trans bireyler ve farklı olan her şey hakkında korkunç bir iki yüzlülüğe sahip. 

Buradaki sorunu, baskıyı ve nefreti aslında daha incelikli tahlil etmek gerekiyor. LGBTİ bireylere gösterilen olumsuz tutumlar ve nefret söylemleri nereden besleniyor? Cevap size alakasız gelebilir fakat ne yazık ki gün gibi ortada, aslında meselenin en büyük kaynağı salt kadın nefreti.

Erkekliğe çok büyük anlamlar yükleyen, ilkel kabileler gibi erkekliğe geçiş törenleri düzenleyen, küfür jargonu koymaktan, sokmaktan, sikmekten oluşan bu toplum bir erkeğin eril güçten, bu etkinlik ve üstünlük halinden vazgeçip kadınlığa öykünmesini kaldıramıyor. 

İlk bakışta kulağa saçma geldiğinin farkındayım, ancak şöyle düşünün; sokakta elele yürüyen iki erkeğe kusacakmış gibi bakan, laf atan, taş atan hatta küfür eden adam, evine gidip lezbiyen pornosu izliyor. Ertesi gün sokakta iki kadını elele gördüğünde belki dikkate bile almıyor, iki erkeğin öpüştüğü bir filmi veya diziyi günlerce konuşurken, iki kadının öpüştüğü görseli telefonuna duvar kağıdı yapabiliyor. Bunun sebebi heteroseksüel bir erkek için kadının ham cinsel tahrik ediciliği olabilir, ancak tersi bir hemcins ilişkisinin mide bulandırıcı görünmesi, kesinlikle o kişinin cinsel yöneliminden kaynaklı değil. Bu tespiti destekleyebilecek sınırsız örneğimiz var. Mesela ilk akla gelen transeksüel seks işçileriyle birlikte olan bir adam sırf cinsel ilişki içinde aktif rol aldığı için kendisini tamamen heteroseksüel görüyor. Partnerinin kim olduğu onun gözünde önemli değil, onun önem verdiği şey, hastalıklı cinsel bakış açısının izin verdiği şablonda “siken-sikilen” denkleminin “siken” tarafında olmak. 

İşte tam bu noktada ismi koyulmamış içsel kadın düşmanlığı çıkıyor ortaya; onun gözünde bir erkeğin kadın gibi görünmesi, kadın gibi davranması, etken değil edilgen olması, aktif değil pasif olması, kısacası “kadın gibi” olmaya çalışması nefret sebebi oluyor. “Erkek adam…” diye söze başlayan kişilerin çoğu, eril toplumun dayatmasıyla hareket ediyor. Kadını ikinci sınıf insan, ezik, değersiz, kullanılabilir gören toplum; kutsal addedilen erkeklik cinsiyetini bırakıp -genetik sebeplerle bile olsa- kadınlık eğilimi gösteren bireyden salt nefret ediyor. İşte bu yüzden lezbiyenler pek konuşulmazken, erkek cinsiyetle dünyaya gelmiş ancak farklı cinsel yönelime sahip kişiler sokak ortasında öldürülüyor.

Toplumdaki nefretin çoğunun  maskülen bir tavırda, sakallı, takım elbiseli erkeklere değil de travestilere yönleniyor olmasının sebebi de bu. Kadın gibi hissetmek, cinsel hayatını bu şekilde kapalı kapılar ardında sürdürmek kabul edilemez değil fakat kutsal erkekliğe alenen hakaret etmek ve ortalık yerde kadın kıyafetleriyle gezmek kabul edilemez bir hakaret, açık bir nefret sebebi. Fark etmişsinizdir; toplumda biseksüel nefreti pek görülmez çünkü biseksüel insanlar esasında toplumun istediği cinsel kimliği sahiplenmekten vazgeçmemiştir. Ne kadar yanlış olduğu önemli değil, sıradan bir vatandaşın algı dünyasında biseksüeller ara sıra garip şeyler yapmaktan hoşlanan, ileride akıllanması temenni edilen ama nefret edilmeyen birileridir. Lezbiyenler için de aynı durum geçerli; bir kadının diğer bir kadınla yaşadığı cinsellik sıradan bir heteroseksüel için nefret uyandırıcı değil, şehvet uyandırıcı. Çünkü orada erkekliğe bir hakaret yok, devletin bile “devlet baba” diye anılarak erkekliğini ilan ettiği bir ülkede lezbiyenlerin varlığı algılarda “peki kim kime ne sokuyor?” Sorusunun ötesine pek de gidemiyor; bahse konu olan tek şey “fallik objelerden” ibaret.

Algı öylesine sıkıntılı ki kendini özgürlükçü ve aydın gören bireyler bile konu LGBTI olduğunda bir anda bu tutumlarını kaybediyor. Hastalık diyeni, psikolojik bozukluk diyeni, tedavi edilmeleri lazım diye devam edeni… Asmıyor, yakmıyor ya da boş vakitlerinde çatıdan atmıyorlar diye -neredeyse hepsi lisans mezunu olan- bu tayfanın da bireyin yaşantısına ve bedeni üzerindeki tasarruf hakkına dair  herhangi bir bilinci -ve doğal olarak saygısı da- yok. Düşmanlık etmek yerine görmezden gelme erdemini gösterdikleri için takdir bekleyen bu insanların mevcut hak, kabullenilme, normalleşme mücadelesine herhangi bir katkısı olduğu söylenemez.

Aynı kişiler trans bir birey sırf cinsel yönelimi sebebiyle öldürüldü haberleri karşısında -her konuda olduğu gibi- sosyal medyadan öfke kusuyor ve vicdanını rahatlatıp hayatına devam ediyor. Bir çoğu için ailelerinde ya da yakın arkadaş çevrelerinde bulunmadığı sürece farklı cinsel tercihler hep başkalarının başına gelecek korkunç bir felaket. Kültür öyle güçlü bir faktör ki muhafazakar ya da ateist, eğitimli ya da eğitimsiz, zengin ya da fakir herkesi aynı odak noktalarda toplamayı başarıyor. Bizim kültürümüzün “at, avrat, silah” düstüruyla yoğurulmuş, ataerkinin tepe noktasında bir karakteri olması bütün bu konuyu çözümsüz ve hepimizi çaresiz bırakıyor.

Ülkecek siyasi otoritelere çok bağlı insanların yaşadığı bir coğrafyayız; sağcısı da solcusu da kendi ideolojisine korkunç bir fanatizm ile bağlı. Dolayısıyla konunun halk tarafından benimsenmesi ve normal kabul edilmesi için, devletin LGBTİ bireyleri tanıması gerekiyor. Eşcinsel evlilikler, cinsiyet değişimi, interseks bireyler için kimlik yönetmelikleri gelmesi gerekiyor. Bu tür şeyler sağlandığında halk da bu bireyler üzerindeki baskısını azaltacaktır. Düşünün, yıllarca über bir din adamı olarak görülen kişinin, bir günde terör örgütü liderine dönüşebildiği yegane ülkelerden biri burası. Konuyu teknik olarak gündemde tutması gereken kişiler bilinen kişiler olmalı. Ancak durum öyle vahim ki Bülent Ersoy’un bile zaman zaman ekranda pembe kimlik sallayarak “Kadınım ben” diye bağırmaktan başka yaptığı bir şey yok. Kerimcan Durmaz gibi şımarık sosyal medya çocuklarının, konunun gerçekçiliğine/gerekliliğine dikkat çektiği yok. Kısacası LGBTİ bireylerin kendi içinde bile biraz “Gemisini kurtaran kaptandırcılık” var. 

Bu ülke -doğru ya da yanlış- örf ve ananelerine aşırı bağlı, yıkılmaz ahlaki normları olan insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla kendi görüşlerini besleyen yönetimler olduğunda, yani LGBTİ onur yürüyüşüne coplarla dalan polisleri gördüklerinde haklılıklarına daha da çok güveniyorlar. Şiddetten beslenen insanların yaşadığı, hırsızlığa tecavüze göz yuman kişilerin olduğu bir coğrafyada, yürüyüşle, sosyal medyayla, kalemle hak almak pek de mümkün olmuyor maalesef. Elbette burada silahlı bir devrim gerekliliğini vurgulamıyorum; olması gereken şey mümkün mertebe yasal düzenlemeler olması. Konunun ekranlara, siyasilerin sözlerine yansıması, birilerinin bu işe el atması gerekiyor. Aksi halde bu vahim durum çok uzun yıllar bir yara olarak kalmaya devam edecek. 

Bunun yanında elit, entelektüel, eğitimli veya adı her neyse; sosyal medyada beğeni kasmak için müthiş bir iki yüzlülükle intihar eden trans bireylerin videosunu paylaşan azınlığın, henüz hayatta olan ve belli bir mücadele veren LGBTİ bireylere veya topluluklara olan desteğini cesurca göstermesi gerekiyor. Gerek sosyal medya, gerek normal hayatta birilerinin en temel olan yaşama, barınma, çalışma gibi haklarını savunuyor olmak kimseyi savunduğu güruha ait kılmaz, kötü bir insan da yapmaz; aksine sorumluluk sahibi, kendini bilen iyi insan yapar!

Bir cevap yazın

KAPAT