Henidik Dergi – Bu Derginin İçinden Neden Poster Çıkmadı?
Henidik Dergi İkinci Sayı İçeriği

Henidik Dergi – Bu Derginin İçinden Neden Poster Çıkmadı?

Son yıllarda popüler kültürün bize itelediği yayınların çoğu salt bilgi vermeyi, güldürmeyi, hüzünlendirmeyi ve doğal olarak daha çok adet satmayı hedefliyor; başarılı da oluyor. Piyasaların en entelektüel bilgilerle dolu olduğunu iddaa ederek ünlenen yapımları bile kendini tekerrür etmekten geri duramayan bilgilerin tekrar tekrar önümüze koyulmasından ibaret. Eh bu durumda iş kupalara, kalemlere ve posterlere kalıyor; biraz radikal, azıcık hüzünlü, az da yalandan muhalif bir duruşla ülkenin tatlı su elitlerini sömürmek epeyce kolaylaşıyor. Bu arz talep dengesini korumaya çalışmak da işi kalitesizliğe ve boş içeriklerle dolu bolca sayfa sayısına indirgiyor. 

Düzenli alıp okumaya karar verdiğim dergilerin tamamındaki hastalık ise aynı; pırıl pırıl zihinlerden, harika kalemlerden çıkan yazıların yerini sosyal medya fenomenleri, üzerine düşünmeniz için ipuçları veren görüşlerin ve fikirlerin yerini ise kamyon arkası yazılarından bozma goygoyculuk alıyor. Zaten normal basından bilgi alamaz olduk; sosyal medya aracılığıyla bağımsız medyaya ulaşamasak, ülkede gerçek haber niteliği taşıyan şeylere bile vakıf olamayacağız. Bu hastalık hem toplumu hem zihnimizi sömürüyor. Düşünmeden ezberlenmiş bilgi bizi her ne kadar entelektüel bilgi birikimine götürse de akıl yürütme yetimizi geliştirmiyor. 

Yıllarca felsefe okudum. Sonra karar aldım hepsini baştan kronolojik sırayla okudum. Platon’dan Nietzsche’ye, Aristo’dan Kant’a uzanan bu süreçte hangi düşünürü okuduysam onun fikrinin doğruluğuna inandım. O sıra hangisiyle içli dışlıysam onun fikirlerini savunup onun görüşüyle yaşamaya çalıştım. Ancak sonra sonra fark ettim; benim bu insanların düşünme biçimini anlamam gerekiyordu, ortaya attığı fikirlere dogmatik bir inanç geliştirmek bana bir fayda sağlamayacaktı. Sonra en baştan bir daha başladım. İşte olayın kırılma noktası zannımca bu; bir şeyi her okuduğunuzda başka bir anlam çıkarabiliyor, her satır arasında hayatınız için yeni bir düşünme biçimi geliştirebiliyorsanız, bu sizin kazanımınızdır bence. Ancak tam bu motivasyonla piyasaya çıkan söze konu dergiler zaman içerisinde garip bir değişim yaşıyor. Başlarda daha çok düşünmeye iten konuları irdelerken, sonra “Doğru bilinen yirmi yanlış bilgi.” seviyesine düşüyor. Bu da ister istemez hepimizi üzüyor.

Arkadaşım Fırat İlim geçtiğimiz günlerde doğumdan önceki bilince ulaşabilmenin getireceği sonuçlardan bahsederken konuyu yıllar önce yabancı kaynaklı bir dergiden hatırladığını söyledi. Ardından durduk yere yeni bir dergiden bahsetti. “Üzerine konuşabileceğimiz şeyler var abi burada, şuna bi baksana; benim de yazım var içinde.” Diyerek çantasından çok sayfası olmayan, kapağında garip bir Nietzsche görseli olan Henidik adındaki dergiyi tutuşturdu elime. Başka bir gün okumak niyetiyle attım kenara, keşke o gün okusaymışım diyeceğimi düşünmezdim açıkçası. 

“Henidik Dergi – Başlangıçta Kaygı Vardı.”

“Pekâlâ “Henid” ne anlama gelir ve “Henidik” olan nedir?

Avusturyalı filozof Otto Weininger’nın (1880-1903) literatüre kazandırdığı bir sözcük olan “Henid”; tam anlamıyla oluşa gelememiş, sisli, bulanık, belirsiz ve dağınık bir fikir, kavramsallaşmadan yoksun bir proto-düşünce ve hatta henüz kendini varlığa getirememiş bir “his”tir. Ve Henidik ise, bu ilkel, yoksul ve sisli düşünceden duyulan “kesik-kesik” sestir.

Pekâlâ biz neden Henidik’iz?

Kavramların alabildiğine yoksullaştırıldığı, istismar edildiği ve Söz’ün dahi kurumsallaştırıldığı bugün; düşüncenin en ilkeline, yani bir proto-düşünce pratiğine gereksinmekteyiz.

Başlangıçta kaygı vardı ve biz o kaygının peşindeyiz!”

Bu şekilde iddaalı bir tanım girizgahıyla karşıladı beni sayfalar; içinde poster yok kaygı var. Kaygı mı? Evet kaygı, ben de başlarda biraz kaygılıydım açıkçası; sonuçta böyle bir girişin altını doldurmak biraz zor ve epeyce düşünce emeği ister. Ancak dergiyi sindirmem için üç kez okumam gerekti, yemin ederim. Bazı insanların veya şeylerin neyi yaptığından ziyade neyi yapmadığı önemlidir benim için. Mesela Henidik’in içinde goygoycu romantizmi, herkesin vakıf olduğu kuru bilgiyi süslü cümlelerle servis etmece, aşırı kaliteli görsellerle süslenmiş sayfalar gibi şeyler yok. Ancak en önemlisi poster yok ve poster olmadan da bir dergi… bilemedim. 

Kaliteli içeriğe ulaşmaya ihtiyacımız olan şu vakitlerde artık yabancı kaynaklardan bir şeyler okumak yerine çantamızda taşıyabileceğimiz bir dergimiz olsun istiyordum ben. Toplu taşımada havamız olsun, fotoğrafını kahve eşliğinde sosyal medyaya atalım ama dergi yine de kendini bozmasın. Bize poster dayamasın, zihnimizi tohumlasın falan istiyordum ve Henidik önüme sevdiğim arkadaşlarımdan biri sayesinde düştü.

İçinde ne olduğundan çok bahsetmek istemiyorum ama kısaca üstüne düşünüp kafa yorabileceğiniz şeyler var. Bir şeyler var mesela tıpkı derginin ismi gibi zihninizin bir yerinde oluşmayı bekleyen bir fikrin başlangıcı. Düşünmekten çekinebileceğinizi sandığınız şeyi ferahlatmanın birkaç yolu. Bildiğimiz tanımları kaldırıp yere vurmak isteyen ve üretmek için motivasyon bulduğuna çok sevindiği belli olan yazarlar var. Bakmaktan imtina ettiğiniz bir pencerenin manzarasının güzelliği falan var. İyi şeyler var işte; ben okudum, siz de alın okuyun. Ben Fırat ile konuşacağım şeylerin notunu aldım ve kocaman bir haftasonunu Henidik’ten arakladığım meseleleri zorlayarak geçireceğiz. Bu arada ikinci sayısı geliyormuş, içeriğini bu yazının görseline koydum ve heyecanla bekliyorum.

Sevgiler.

Henidik Dergi web sitesi.

Bir cevap yazın

KAPAT