Hedonizm ve Etiğin Bitmek Bilmeyen Savaşı
Fotoğraf - Akshar Dave

Hedonizm ve Etiğin Bitmek Bilmeyen Savaşı

Hedonizm ve Etik kavramlarının çatışması üzerine.

Basit anlamlarında ele alındığı zaman hedonizm ve etik birbiriyle çelişmektedir. Hedonizm zevk veren her şeyi iyi ve doğru kabul ederken, etik bireylerin davranışlarını, birbirlerinin yaşam hakkını ihlal etmeyecek şekilde düzenlemesini gerektirir. Dolayısıyla bu kavramları incelemeden önermenin doğruluğunu direkt olarak kabul etmemiz mümkün olmayacaktır. Öncelikle etik kavramını doğru anlayabilmemiz için ahlak kavramından ayırmamız gerekir. Bu paragraftaki terimlere bakacak olursak;

Hedonizm.

Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai olarak haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüştür. İlk ortaya atan kişi Kirene Okulu‘nun, yani Sokrates‘in öğrencisi Aristippos‘tur. Kavram bir süre Hristiyan filozoflar tarafından din ile çeliştiği gerekçesiyle kabul görmemiştir. Ancak sonraları tekrar ele alınmış ve din öğretilerinin insanın haz aldığı şeyi yapması gerektiği temeline dayandırılmıştır. Bunların devamında ise Hutcheson ve Hume kavramı daha sistematik bir şekilde incelemiş ve Pragmatizm felsefesinin temellerini atmışlardır.

Etik.

Halkın kendi kendine oluşturduğu, hiçbir yazılı metne dayanmayan kanunlara “Etik İlkeler” denir. Kavram temelde evrimseldir. İnsanların yerleşik hayata geçtikten sonra birlikte yaşamaları gerekliliği, kendiliğinden gelişen etik ilkeler oluşmasına neden olmuştur. Günümüze kadar birikerek gelmiştir ve etiğin içinde kural haline gelmiş bir madde değişmez, en fazla gelişebilir. Yani yan komşunuzun avladığı bir geyiği çalıp yemek, asırlardır etik açıdan kabul görmeyen bir şeydir. Bundan sonraki süreçte de kabul edilmeyeceği öngörülür.

Ahlak.

Neyin doğru veya yanlış olduğunun, içinde bulunan toplumun üzerinde etkisi olan dini ve kültürel değerler çerçevesinde ele alınmasıdır. Sıklıkla etik ile aynı anlamda kullanılsa da temelde ahlak, etikle pek çok açıdan çelişebilir. Örneğin bir toplum için herhangi bir sorun teşkil etmeyen çok eşlilik etik açıdan yanlıştır. Çünkü etik değerler tüm insanlık tarafından kabul görmüş şeylerdir. Yani etiğe göre beyaz insanlar köle yapılamazsa siyah olanlar da köle yapılamaz. Etik bireylerin tepkilerinden doğarken (Yaşam hakkınıza tecavüz edildiğinde buna karşı çıkmanız gibi.) ahlak daha çok yazılı metinlere, törelere veya söylemlere dayalıdır. Bazı dini otoritelere veya kişilere göre siyahilerin köle olmasında ahlaki açıdan bir beis görülmezken, etik açıdan bu olay her zaman insanlık dışı görülmüştür.

Bu kavramların toplum üzerindeki etkisi.

Salt hedonist eylemlerle hareket eden bireyler “Dur bakalım şu hedonizm neymiş.” veya “Hadi bugün biraz hedonist olup topluma zarar verelim.” motivasyonuyla yola çıkmazlar. Aslında çoğu zaman bu davranışlarının farkında dahi olmazlar. Bu tür eylemlerde bulunan insanların karşısına çıkıp “Sen bu ara çok hedonistsin, kendine dikkat et.” diyemezsiniz. Çünkü bu kişi eylemlerinin her ne kadar etik ilkelerle çelişse de ahlaki açıdan bir sorun teşkil etmiyor olmasına sığınır. Örneğin çocuk evliliklerinin etik açıdan uygun olmayan bir davranış olmasına ve her açıdan bunun karşısında duruluyor olmasına rağmen, ahlaki açıdan bir sakınca teşkil etmediği için bunun önüne geçilememektedir.

Bunun sorun teşkil etmemesindeki sebep ise dini ve kültürel normlar. Bu bize sarsıcı bir biçimde yansıyor çünkü yanlış olduğu çok belirgin olan bir konu. Etik ve ahlakın birbirinden ne kadar farklı olduğunu sadece bu örnekte bile görebiliyoruz. Salt hedonist bir şekilde on üç yaşındaki kızla evlenen yaşlı adamlar bunun yanlış olduğunu içsel olarak biliyor. Ancak ahlaki açıdan toplumdan dışlanmayacağını bilmek onun eylemi gerçekleştirirken vicdanını bastırabilmesine kolaylık sağlıyor. Hal böyle olunca etik kuralları çerçevesinde bu adamları yargılamak imkansızlaşıyor. Çünkü toplumun kendi yarattığı ahlak bu insanları koruyor.

Coğrafya.

Bu problemlerin coğrafi olması ise başka bir problem. Genelde etiğe bağlı kalarak yönünü belirlemiş olan toplumların hem kültürel hem ekonomik hem de bilimsel açıdan ilerlemiş olduğunu görüyoruz. Daha çok ahlak kavramı altında yönetilen toplumlar ise geri kalıyor, yok oluyor veya yok ediliyor. Yani Avrupa ülkeleri muhtelif devrimlerden sonra ahlaki değerlerin tamamını bir kenara bırakıp, yönetim biçimlerini ve toplumsal değerlerini evrensel etik anlayışı üzerine kurdu. Bu şaşırtıcı bir biçimde ahlak kisvesi altında yaşayan toplumlardan daha “ahlaklı” bir halk oluşturdu. Sadece cinsel istismar ve tecavüz suçlarının oranlarına bakmak bile bunu mühürlüyor. Bu toplumların kültürel ve bilimsel gelişimine değinmeye gerek bile görmüyorum. Şu an dünyadaki hakim dil bile bunu ispat eder nitelikte.

Bütün bu felsefi görüşlerin temelleri antik Yunan coğrafyasında atıldı. Çünkü o zamanlar o bölgenin sosyo-ekonomik durumu bunları düşünmeye, felsefe alanında görüşler üretmeye müsaitti. Sonrasında ise Avrupa toplumu içine düştüğü din karanlığı ve fakirlik yüzünden tüm bu öğretileri unuttu. Sonrasında Rönesans ve Reform döneminde tekrar eski öğretilere dönüp bu yönde çalışmalar yürüttüler. Bu sayede başarılı olabildiler. Ancak Ortadoğu coğrafyası aynı yolu izleyemedi çünkü önünde kocaman bir engel olarak kendi toplumunun değişmez normları duruyordu.  Bunun sebepleri arasında geçmişten günümüze süregelen fakirlik de var elbette. Hal böyle olunca toplumsal olarak refaha ulaşamayan bireyler, ruhsal açıdan hedonist, eylemsel açıdan pragmatist bir yapıya büründüler. Bu hazcı ve faydacı yaklaşımı koruyan ahlak ise toplumda eleştirilmesi tamamen imkansız bir tabuya dönüştü.

Politik Fayda.

Yine hedonizm ve etik kavramlarının çakıştığı bir nokta, politika. Bir zümrenin hazzı ve faydası adına geri kalanlara zarar veriliyor. Toplumun tamamı adına fayda getirmeyen ancak bireysel anlamda hedonist ve kendi güruhu için pragmatist kabul edilen söylemlerle halkı yönetmeye çalışmak ayrımcılığa neden oluyor. Kendi değer yargılarını benimsememiş azınlıkları ötekileştirmenin, etik açıdan yanlış bir eylem olduğu herkesçe biliniyor olmasına rağmen, sağladığı fayda göz ardı edilemediği ve genelin ahlakı açısından da bir sakıncası olmadığı için bu eylemde bir beis görülmüyor.  Ahlak kavramına bağlı kalan çoğunlukların etiğe bağlı azınlıkları yok sayması toplumsal bir kangren oluşturuyor. Aynı zamanda bahsi geçen seküler kesimin ahlakını bir alternatif olarak görmemek yine pragmatist bir eylem olarak karşımıza çıkıyor. Lükslerinden vazgeçemeyen idareciler, hazlarından vazgeçemeyen bireylere örnek oluyor. Tıpkı işgal edilmekte olan bir ülkenin liderine lüks bir hayat vaat ederek bunu görmezden gelmesini sağlamak gibi.

Çözümler ve Değişimler.

Bu tür sorunların toplumsal anlamda çözülmesi için tıpkı kadına seçme ve seçilme hakkının tanındığı gün gibi tepeden inme yasalar gelmesi gerekiyor. Bireylerin kendi eylemlerini ahlak anlayışının altına saklamasının ve etik kavramını yok saymasının çözümü ne yazık ki yüksek otoritelerden geçiyor. Tamam seçme seçilme hakkı verilen kadın yıllardır hangi partiye oy vereceğini kocasına soruyor olabilir ama şimdi şimdi kadınlar bu hakkı değerlendirmeye başladı, bunu açık şekilde görebiliyoruz. Ancak sorun şu ki, otoriteler de hedonist ve pragmatist. Sırf canı istediği için muhalif gazetecileri tutuklayacak kadar hazcı, cumartesi annelerinin yıllardır çocuklarını aramasına neden olacak kadar pragmatist ve tüm bu yapılanları ahlak kisvesi altına saklayacak kadar bencil insanların yönettiği bir toplumda, bu tür bir aydınlanma yaşanmasını beklemek mantıksız oluyor.

Öncelikle yönetici kişilerin kendilerini, algılarını ve farkındalıklarını artırmaları gerekiyor. Ahlaki kaidelerden uzaklaşıp evrensel etik çerçevesinde reformlar yapılması gerekiyor. Sırf kendi dininin ahlaki getirilerini topluma pazarlamanın vereceği haz için haremlik selamlık eğitim biçimine geçecek kadar hedonist bir tavır takınmak yerine, toplumu ileriye götürecek ve geliştirecek reformlar yapılması gerekiyor. Kısacası kafaların değişmesi gerekiyor. Bazı insanların ülke yönetimlerine getirilirken en azından ruhsal sağlık durumlarının bir şekilde denetlenmesi gerekiyor. Eğitim ve kültür gibi etkenleri saymıyorum bile.

Bir cevap yazın

KAPAT