Hayvan Hakları Evet ama Hasan da Mağdur
Fotoğraf - Alicia Jones

Hayvan Hakları Evet ama Hasan da Mağdur

Hayvan hakları dendiğinde akla ilk gelen şey bir yerleri kesilip koparılan veya tecavüze uğrayan canlılar oldu son zamanlarda(konumuz tecavüz değil çünkü öyle olursa bu ülkede nesnelerin de hakkını savunmaya geçmemiz gerekir). Bu tarz haberler bazı insanların içini kaldırıp vicdanını kanatırken, bazıları ise bunu fiili olarak gerçekleştirmekle meşgul. Bu haberlerin içinde bana en çok acı verenler ise çocuklar. Yani eylemi gerçekleştirenin çocuk olduğu vakalar. Bir toplumun ne kadar ilerlemiş olduğunu anlamak için eğitim seviyesi ve ekonomik durumun yanında, hayvan hakları, çocuklar, şiddete eğilim gibi kriterlere bakmak gerekir. Ben şahsen bu değerleri göz önünde bulundurmaya utanır hale geldim. Yasalarda bulunan boşluklar veya yüksek mercilerin bu olup bitene karşı sessiz kalışı önemli değil, asıl önemli olan bu şiddet düşkünlüğünün çıkış noktası.

Hayvan hakları.

Hayvanları bir şekilde istismar eden insanların hangi motivasyonla bunu yaptıklarını düşündüğümde, en iyi ihtimalde ‘ruhsal problemler’ sonucuna varıyorum. Belki de oraya varmak istiyorum çünkü bunun dışında kalan her sebep korkunç bir dehşete kapılmama neden oluyor. Çünkü bir insanın ruhsal olarak cani veya psikopat bir sadist olmadığı halde böyle şeyler yapıyor olması, o kişinin muhakeme yeteneğinin zayıf olduğunu ve sosyal çevresi tarafından diğer canlıların hayatlarının bir anlamı olmadığı düşüncesiyle doldurulduğunu gösterir. Mesela sırf hapis cezası almayacağını bildiği için bir sokak köpeğini arabasının arkasına bağlayıp sürükleyen kişinin, dünyadaki yasal düzenin çökmesi halinde neler yapabileceği sorusuna cevap getirmeye çalışmak bile ürkütücü.

Sadece ruhsal problemler olsa bile, bu kadar insanın ruh hastası olma sebebi nedir? Ailesi tarafından sevgi görerek, saygı duyularak ve insan olsun ya da olmasın tüm canlıların yaşama hakkı olduğu öğretilerek yetiştirilmiş bir kişi, hangi sosyolojik sebeplerden ötürü akıl sağlığını kaybediyor? Hadi diyelim yaşadığı travmatik olaylar var, anti sosyal kişilik bozukluğu veya anksiyete problemleri değil de neden diğer canlılara şiddet?

Çünkü fakiriz!

Düşünün, köy yerinde yaşayan babacan ve sempatik amcamız, atı hastalandığı zaman bir veteriner getirip onu tedavi ettirecek parayı bulamadığı için hayvanı götürüp tepenin arkasında baba yadigarı tüfeğiyle vuruyor. Başörtüsünün altından hüzün dolu gözlerle bakan teyzemiz kapıya gelen kediye bir lokma yiyecek veremediği için onu süpürgesiyle vurarak kovalıyor. Amca traktörüyle giderken ezerek yaraladığı köpeği kaderine terk edip yoluna devam ediyor; çünkü sadece tohum alabilecek parası var.

Bu insanlar sürülerine dadanan kurtları da, kovanlarına saldıran ayıları da, kümeslerine saldıran sansarları da gözünü kırpmadan öldürüyor. Bütün bunlar bu insanlara vicdani açıdan bir yük olmuyor. Önce kendi hayatını kurtarma motivasyonuyla diğer canlıları görmezden geliyorlar. Bakın sosyal medyada son günlerde örümcekleri öldürmemek adına onlara zarar vermeden dışarıya atabileceğiniz bir aparat tanıtılıyor. Yani bir takım insanlar böceği bile öldürmemek için harcayacak para bulabilirken, diğerleri hayvanı tedavi edecek parayı bile bulamıyor. Bakın buraya kadar iyi sonuçları olmasa da bir nevi iyi niyet kisvesiyle yapılan şeylerden bahsettim. Sonra aynı kişiler şehirlere göç ettiklerinde de hayatlarında teknik olarak bir şey değişmiyor.

Şehir hayatında hayvanlarla iç içe yaşamak gerektiğini algılayamıyorlar. Kapının önündeki kediyi yine tekmeliyor, sokak köpeğinin hayatını yine değersiz sayıyorlar. Bu ortamlarda büyümüş çocuklar ise zamanında ebeveynlerinin hayatlarına devam etme motivasyonuyla yaptıkları şeyleri, şehirlere taşımaları sonucu yanlış bir algıyla büyüyorlar. Ancak benim babaannem de bahçeye giren kedileri mutfağa girmesin diye kovalardı. Ben neden kedilerin kuyruklarını kesen bir insana dönüşmedim de, Hasan dönüştü? Aynı toplum içinde yaşıyoruz, aynı havayı soluyor, aynı okullarda okuyoruz. Neden bu kadar farklıyız? Bu noktada insanların bireysel eğilimleri ve kendilerini ne kadar eğitebildikleri ortaya çıkıyor. Daha doğrusu kendisine dayatılan gerçeklerin doğruluğunu sorgulayıp sorgulamadıkları tartışılmalı.

Hasan kim?

  • Ben ve Hasan çocukluğumuzdan itibaren birer köpek sahibi olmak istedik. Benim ailem bir köpeğe bakabilecek maddi gücümüzün olmadığını ve eğer o hayvanı sokağa atarsak onun için daha kötü olacağını anlatırken; Hasan’ın ailesi köpek giren eve melek girmeyeceğini, köpeğin haram olduğunu, köpeklere dokunmamak gerektiğini ve kısaca köpeğin aşağılık bir hayvan olduğunu anlattılar.
  • Hasan girdiği ortamlarda dünyadaki tüm canlıların kendisi için yaratıldığı fikriyle dolup taştı. İnsan hariç tüm hayvanların, etiyle, sütüyle, derisiyle, boynuzuyla ve dahi kullanılabilecek her şeyiyle insanlara ait olduğu inancıyla şekillendi.
  • Hasan yaz tatilinde köye gittiğinde ne eti yenmesine ne de sütü içilmesine rağmen babasıyla birlikte domuz avladı. Üstelik bunu cani ve kanlı bir şekilde yaptı. Bunun sebebi sadece domuzun inancı gereği istenmeyen bir hayvan olmasıydı.
  • Hasan hayvanlardan ziyade insanların da kendisi gibi olmayanlarını dışlamayı öğrendi. Yahudilerin ölmesi gerektiğine ve İsrail’e acilen bir atom bombası atılması gerektiğine inandı.
  • Hasan’ın inancında Peygamberinin eteğine oturan kedi rahatsız olmasın diye onun oturduğu yeri kesip gitmesinden başka ilaçlık bir tane bile iyi örnek yoktu. Bu da kedileri Hasan’dan korumaya yetmiyordu çünkü konunun muhattabı sadece tekir olanlardı. Siyah kedilerin uğursuzluğuna inandı Hasan. Cennete Kıtmir’den başka hiçbir hayvanın giremeyeceğine inandı.
  • Hasan tek seferde öldürmenin kendisine sağlayacağı bonus sevapların tutkusuyla vurdu kertenkeleye. Hayvanın tek seferde ölmemesi ihtimalini göze almamak için kaya kullandı, sopa kullandı, ateş kullandı.
  • Hasan balıklara bıçak vurulmaması gerektiğini Yunus peygamberin içine girip denizleri aştığı balığa, örümceklerin öldürülmemesi gerektiğini sahabeleri kurtarmak için mağara girişine ağ ören örümceğe bağladı. Böylece Hasan karşılıksız hiçbir hayvanı sevmemesi gerektiğini anladı.

Sorgulamamak.

İşte bu adam bütün bunları doğru veya yanlış olduğunu sorgulamadan kabul etti. Canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen kişi, kendisine yapılan saygısızlığı hayvanlardan çıkarmaya yöneldi. Hasan evde babasından dayak yedi ve babasını pataklamak istedi. Babasını pataklayamayınca kendisine karşılık veremeyecek küçük bir köpeği dövdü. Hırsını alamayınca hayvanın ayaklarını kesti. Bu onun bir süreliğine de olsa babasına duyduğu öfkeyi erteleyebilmesini sağladı. Sonra sıf bunu yapabiliyor ve karşılığında herhangi bir ceza almıyor oluşu, onu “Acaba ne kadar ileri gidebilirim?” egosu altında sapkın ve manyak bir ruh hastasına çevirdi.

Artık hiçbir sebep olmaksızın sadece keyif almak için dahi olsa, bir canlıya eziyet etmekte veya onu öldürmekte sakınca görmemeye başladı. Bunlarda sakınca görmeyen kişi aynı hayvana tecavüz etmekte de problem olduğunu düşünmedi. Çünkü cinsellik algısı şiddet eğilimi yüzünden bozulmaya başladı. Yolda görüp birlikte olmayı çok istediği bir kadın aynı duygularla ona karşılık vermediğinde veya zorluk çıkardığında başa sarıp yine ona zorluk çıkaramaycak şeylere yöneldi. Bu bazen bir eşya, bazen hayvan, bazen çocuk bazen ise rastgele bir kadın oldu. Çünkü Hasan kendisi gibi olmayan her şeyden nefret ederdi. Hasan kendi inancını ve kendi hayat görüşünü benimsemeyen kadınları bile taciz etmekte sakınca görmedi.

Yapma Hasan.

Muhtemelen Hasan’ın öğretmeni onu kedi teklemelerken gördüğünde yapma dedi. Hasan’ın arkadaşı ona hayvanları öldürme dedi. Polis, arkadaş, öğretmen, akraba herkes Hasan’a bunu yapmaması gerektiğini söyledi. Ancak Hasan tüm empati yeteneğini ve sağduyusunu kaybettiğinden dolayı herkesin yanıldığına inandı. Artık kendisi bile içindeki bu dürtülere hakimiyet kuramayacak duruma geldi. Hasan temel sağlık ihtiyaçlarına dahi ulaşamazken kedilerin veterinerlere götürüldüğünü gördü. Kişisel bakımını yapamıyor olmasını köpek kuaförlerinin varlığıyla keşfetti. İstediği şeyleri yiyemezken hayvanların özel mamalar yemesine kahretti. Zamanla topluma karşı kinlendi, nefretle doldu, dejenere oldu. Bırakın hayvanlara saygı duymayı, hayvan hakları diye cümleye başlayan herkesi bir kaşık suda boğmak istedi.

Kabahatler kanunu.

Sorunumuz Hasan değil, sadece hayvan hakları da değil, toplumsal bir sorunumuz var. Aşırı fakirliğin cehaletle birleşip hayatları etkisi altına alması bir çok soruna neden oluyor. Yoksulluğun önüne kolayca geçilemese de cehaletin en azından topluma zararlı insanarın yetişmemesi seviyesine getirilmesi gerekiyor. Her şeyden önce tüm canlıların özgür şekilde yaşayabilmesi için yasalardan önce kişilerin bilinçlenmesi gerekiyor. Yasaların hayvan hakları kavramını da içine dahil edecek şekilde değişmesi gerekiyor. İnsanlığın üzerine kabus gibi çöken bu cehalet ve karanlığın bir şekilde son bulması gerekiyor. Herkesin en azından kendi ruhsal durumunun ne olduğunu anlayacak kadar bilinçlenmesi gerekiyor. Hasta veya sorunlu olduğunu kabullenmeyen hiç kimse rehabilite edilemez. Aileler problemleri olan çocuklarını dışlamak yerine onlar için bir şeyler yapmaya başlamadıkça durum düzeltilemez. Bu kangren artık bir şekilde son bulmalı, haber programları ve sosyal medyada izlediğimiz vahşet görüntüleri bile bu yarayı daha çok kanatıyor. Bu videoları kimse paylaşmamalı.

Hayvan hakları bir an önce kabahatler kanundan çıkıp suç kapsamına alınmalı. Eğer yasal biz ceza düzenlemesi gelmezse kısa vadede işler çok daha korkunç bir hal alacak. İnsanların kötü olduğunu ve eğer yasalar korumasında olmasak hayvanların yerine insanlara yapılan şiddet videolarının izleneceğini biliyoruz. İşid terör örgütünde kafa kesen insanlar oraya gitmeden önce sivil hayatı olan kişilerdi mesela. Şiddet var, çözüm değil ama var. Çözüm de var, hemen değil ama var.

Hasan’ı kurtarın…

*Bu yazıdaki Hasan tamamen hayal ürünüdür. Okuyan diğer Hasan’lar alınmasın…

This Post Has One Comment

  1. Uzun zamandır bu kadar anlamlı bir yazı okumamıştım yüreğinize sağlık!

Bir cevap yazın

KAPAT