Bayram Geldiyse Kutlamalar Başlasın
Fotoğraf - Nicolas Thomas

Bayram Geldiyse Kutlamalar Başlasın

Bayram gelince büyük bir huşu ile birbirine sarılan eltileri hatırlıyorum çocukluğumda, birbirlerinden nefret ediyor olduklarını otuz yaşıma yaklaşırken yanlışlıkla evlenince fark ettim. Bir evlilik hayata dair ne kadar şeyi yanlış bildiğinizi yüzünüze vurabilir, bu bazı insanlar için iyi halde tezahür ederken benim için sonuç iyi mi yoksa kötü mü oldu bir türlü tam olarak idrak edemedim…

Ne diyorduk, eltiler. Eltiler ve bayramlar. Birbirleriyle çok alakadar bence, eltilik kavramını görümcelikten net olarak ayırabilmek için kurumun içine dahil olmanız şart, kadınlarla ilgili her şey sahiden çok zormuş; insan buradan bile anlıyor. Duruma hayret ettiğim şeyler sadece bundan ibaret değil; geçenlerde Earthligs belgeselini izlerken ineklerle ilgili yeteri kadar vicdan azabı çekmediğimi fark ettim. Sonra bunun için kendimi zorunlu bir acı çekme durumu içine sokup Babam ve Oğlum izleyerek acı boşluğunu kapattım.

Kurban.

Evet inekler, inekleri çok seviyorum ben. Kaç kişi inek okşamayı sever bilmiyorum ama ben nedense nerede görsem gidip boynuna sarılasım geliyor. Ancak kurban bayramı veya başka bir vesileyle yaşamlarının son bulduğunu gördüğümde diğer hayvanların aksine hissiz kalıyorum. Aynı belgeselin yunusları gösterdiği bölümde ciğerime bıçaklar saplanmıştı oysa. Elimizden acıma duygumuzu bile almışlar, kurban bayramlarında kesilen hayvanların can verişlerini gördükçe durumu normalleştirmişiz.

Et yemeyi bırakalı biraz oluyor, et yemeyi bırakınca bayramlardan da afaroz ediliyorsun istemeden. Şimdi birine bayram ziyaretine gidemiyorum mesela; burnuma dayadıkları kavurmadan yemeyince küsüyor insanlar. “Kurban etidir be yavrum!” diyerek al bir lokma diye diretiyorlar. Çocukluğumu hatırlıyorum, o zamanlar ne kavurma yemenin ne de ineğin kesilmesinin bir mahsuru yoktu. Ancak şimdi anlıyorum ki çocukların mutlu olma sebebi dar görüşlü olmalarıymış; dışarıda kesilen inek ile tabaktaki et arasındaki bağlantıyı kurmadığımız için mutluymuşuz biz. Oysa bu bağlantıyı çok net kurmak için çabalayan, sonucunu aldığında ise inanılmaz mutlu olan kırk yaşında insanlar var, anlamak mümkün değil.

Tüm bu düşünceler beni bütün çocukların aynı şeylere güldüğünü ve aynı olaylardan mutlu olduğunu düşünmeye itti. Üstüme düşeni yapıp düşündüm; düşünmenin pek zor olmadığını fark ettiğim zamandan beri pek üşenmem, düşünürüm. Evet çocuklar için mutlu olmak bir plastik top veya babayla denize girmek gibi çok genel şeylerden ibaret. Bizim mutsuzluğumuz ise sanırım yaş ilerledikçe insana gelen detaycılıktan ortaya çıkıyor. Tıpkı “Ben Müslüman’ım.” derken mutlu olup, sıra namaz kılmaya gelince içten içe üşenen insanlarda olduğu gibi. Olaylar ana başlıklardan alt başlıklara düştükçe mutsuzluk da ona göre artıyor.

Eski bayram.

Nerede o eski bayramlar sorusunu sormayalı on yıl kadar oldu, insanlar eski bayramları değil çocukluğundaki bayramları özlüyor zannımca. Hatta şu soruyu retorik şekilde soran herkes aslında bayramı değil çocukluğunu özlüyor, ben özlemiyorum. Özlemiyorum çünkü oyun oynarken düşüp kaşımı patlattığım zaman, babam dikkatsiz davrandığım için aynı kaşımı tekrar patlatırdı evde. Sırf bu sebeple bir yerlerden yeteri kadar atlayamadım. Bayrama iki gün kala başucuna koyduğu ayakkabılarıyla, bayramın ilk günü inşaattan kuma atlayan çocuklardan olamadım. Ayağında sürekli eski ayakkabı olan arkadaşlarıma üzülürdüm o zamanlar; şimdi yeteri kadar ayakkabı eskitmediğim için kendime üzülüyorum.

Bayramlar ter içinde otobüs otobüs şehri gezip insanları ziyaret etmekten toplu mesajlara evrildi. Kurbanlıklar bile eskisi gibi bakmıyor insana, evet sahiden nerede o eski bayramlar? Eltiler nefret etse de sarılırdı o zamanlar, şimdi İnstagram takibinden çıkarmak en büyük ceza, en kötü dedikodu yaratma şekli.

Bir cevap yazın

KAPAT